Mutlu mu olmak istiyorsun?
Her arkandan konuşana ‘kulak asma’
Her söz veren ‘sözünü tutar sanma’
Her tanıştığın insanı ‘kendin gibi bilme’
Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme
Mutsuz edeni değil huzur vereni bil.
Mutlu olmak istiyorsanız iradenizin, dışındaki şeyler yüzünden kaygılanmayı bırakın.
Suna GÖL-Mavistar Haber/ Mutluluk, insanlığın en kadim arayışıdır. Ne filozoflar, ne şairler, ne de sıradan insanlar bu arayıştan azade kalabilmiştir. Kimimiz onu dış dünyada, kimimiz iktidarda, kimimiz de sevgide aradık. Oysa gerçekte mutluluk, bize dışarıdan bahşedilen bir ödül değil, kendi irademizle inşa ettiğimiz bir varoluş biçimidir.
Bir şiirin satırlarında yankılanan öğütler, bu hakikati hatırlatıyor. “Her arkandan konuşana kulak asma.” Çünkü kulak verdiğimiz her söz, ruhumuzda yeni bir zincir demektir. Başkasının dilinde yaşamaya mahkûm olan, kendi iç huzurunu yitirir.
“Her söz veren sözünü tutar sanma.” İnsanın beklentisi arttıkça hayal kırıklığı büyür. Mutluluğu başkalarının vaatlerinde arayan, kendi iradesini onların sadakatine teslim eder.
“Her tanıştığın insanı kendin gibi bilme.” Bu dize, naifliğin tehlikesine işaret ediyor. İnsan, farklı niyetlerin varlığını unuttuğunda saflıkla yaklaşır, sonra hayal kırıklığıyla kırılır. Felsefenin öğrettiği ölçülü güven burada devreye girer.
“Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme.” Çünkü fazla değer, özsaygıyı kemirir. Mutluluk, başkasına yüklediğin anlamı değil, kendine biçtiğin kıymeti doğru ayarlamaktır.
“Mutsuz edeni değil, huzur vereni bil.” Hayat bir seçimdir. İnsan, çevresini seçerken aslında kendi iç dünyasını da seçer. Huzuru seçmek, kendi benliğini korumaktır.
Ve en vurucu öğüt:
“Mutlu olmak istiyorsanız iradenizin dışındaki şeyler yüzünden kaygılanmayı bırakın.”
Bu cümle, Stoacı bilgelikten bir yankıdır. Epiktetos’un dediği gibi, “Bizi üzen şeyler olayların kendisi değil, onlara yüklediğimiz anlamdır.” Kontrolümüz dışında kalan şeylere üzülmek, boşuna tüketmektir.
Ama şiir bir çığlıkla bitiyor: “Kendi Çağımın Yarasıyım.”
Bu, bireyin kendi döneminin yozlaşmalarıyla kurduğu trajik ilişkidir. Çağın çelişkilerini görmek, insanı yaralar; fakat aynı zamanda hakikati de gösterir. Kendi çağının yarası olmak, acıyı taşımakla birlikte bilinci diri tutmaktır.
Mutluluk, belki de tam da budur: Çağın yaralarını görmek ama onlara teslim olmamak.